Yalan Tanıklık (Şahitlik) Suçu ve Cezası – TCK 272. Madde
Yalan tanıklık suçu TCK 272. maddede düzenlenmiş olup kukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapma şeklinde işlenebilir. (TCK 272/2) Yalan tanıklık (şahitlik) suçu, sekiz fıkra halinde düzenlenmiş mahkeme huzurunda gerçeğe aykırı beyanda bulunarak yalan söylenmesi neticesinde oluşan suçtur. Madde sekiz fıkradan oluşmakta olup bu fıkralarda yalan tanıklık sonucu, aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin uğramış olduğu zarar ile orantılı olarak tanığın cezalandırılması hüküm altına alınmıştır. İkinci fıkrada tanık dinleme usulünden bahsedilmektedir. Tanık dinleme usulüne aykırı olarak hareket edilmesi durumunda tanığın gerçek dışı beyanları sebebiyle yalan tanıklık suçundan yargılanması mümkün olmayacaktır.
Örneğin kişinin mahkeme huzurunda yapmış olduğu tanıklıkta gerçek dışı beyanlar vererek kişi hakkında herhangi bir cezaya hükmolunmasına sebep olması bu suçu oluşturmaktadır. Kişinin almış olduğu ceza miktarına göre yalan tanıklıkta bulunan şahıs hakkında TCK 272. Madde fıkraları uygulanacaktır. Bu kapsamda kişinin 4 aydan 30 yıla kadar cezalarla karşılaşması mümkündür. Yalan tanıklık suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesinde düzenlenmiştir. Avukat Esra Polat Tekin Hukuk ve Danışmanlık olarak bu yazımızda Yalan tanıklık suçu ve cezasından (TCK m. 272) bahsedeceğiz.
Yalan Tanıklık Suçu Nedir?
Tanık, vuku bulmuş bir olay esnasında gözlemde bulunmuş olan kişiye denilmektedir. Tanıklar, meydana gelen suçlar veya hukuki uyuşmazlıklar esnasında şahit oldukları olaya ilişkin ayrıntı ve gözlemlerini mahkemede veyahut soruşturma aşamasında dosyaya kazandırabilirler. Tanığın bile isteye yetkili kişi veya kurulla önünde gerçeğe aykırı beyanda bulunması yalan tanıklık suçu teşkil edecektir. Türk Ceza Kanunumuzun Adliyeye Karşı Suçlar başlığı altındaki 272. maddede düzenlenen yalan tanıklık suçunun oluşması için kişinin Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması gerekmektedir.
Yalan tanıklık suçunun oluşabilmesi için, hakkında yalan tanıklık yapılan kişi hakkında hukuka aykırı bir fiil nedeniyle soruşturma başlatılması- kovuşturma ilerletilmesi, tanıklığın yetkili kişi veya kurul önünde yapılması ve tabi gerçeğe aykırı beyanda bulunulması gerekmektedir. Suçun oluşması için kişi hakkında ceza tayini gerekli olmayıp kişi beraat alsa dahi hakkında yalan tanıklık yapan kişiden şikâyetçi olabilir. Madde metninde geçen yalan beyanın bulunması, suçun oluşması için ana unsurdur. Yalan tanıklık suçunu konu edinen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 272. madde metni şu şekildedir:
Madde 272- Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; (…) hükmolunur.
Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adlî veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
| Yalan Tanıklık Suçu | TCK 272 |
|---|---|
| Kanun Maddesi | 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 272 |
| Şikâyet | Şikayete tabi değildir, resen soruşturulur. |
| Zamanaşımı | 8 yıldır. |
| Tutuklama ve Adli Kontrol | Tutuklama ve adli kontrol kararı verilebilir. |
| Uzlaşma | Suç uzlaşmaya tabi değildir. |
| Etkin Pişmanlık | Etkin pişmanlık hükümleri 2. ve 3. Fıkra bakımından uygulanabilir. |
| İndirim | Şartları varsa 62 indirimi uygulanabilir. |
| Memurluğa Etki | Verilen cezanın 1 yıl ve üstü olması durumunda memuriyete engeldir. |
| Görevli Mahkeme | Asliye Ceza Mahkemesidir. |

Yalan Tanıklık Suçunun Şartları
Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesine göre yalan tanıklık suçunun şartları şöyledir:
- Hukuka Aykırı Bir Fiil Sebebi İle Başlatılan Soruşturma: Türk Ceza Kanunumuzun ilk fıkrasında bir soruşturmaya bağlı olarak icra edilen tanıklıktan bahsedilmektedir. Burada söz edilen “hukuka aykırı bir fiilden dolayı başlatılan soruşturma” ibaresi yalnızca ceza hukuku alanındaki soruşturmaları değil, idari yaptırımlar, kabahatler ve disiplin yaptırımları için yapılan soruşturmaları da kapsamaktadır.
- Tanıklığın Dinlemeye Yetkili Kişi Veya Kurulların Önünde Yapılması: Yalancı tanıklık suçunun oluşabilmesi için mahkeme huzurunda tanıklık veya yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişiler önünde bu suçun işlenmesi gerekmektedir. Burada bahsedilen mahkemeler her türlü hukuk ve ceza mahkemeleri olabilmektedir. Tanık dinlemenin söz konusu olması durumunda idare ve vergi mahkemeleri ile yüksek mahkemeler ve yüce divan da bu kapsamda olacaktır.
- Gerçeğe Aykırı Beyanda Bulunmak: Tanığın gerçeğe aykırı her beyanı yalan tanıklık suçunu oluşturmayacaktır. Bu nedenle tanığın doğru sandığı açıklamaların objektif olarak gerçek dışı olması bu suçun oluşması için yeterli değildir. Tanığın bilinçli olarak gerçekten ayrılması gerekmektedir.
Yalan Tanıklık (Şahitlik) Suçunun Unsurları
- Fail: Fail ancak gerçek bir kişi olabilir. Failin yetkili merci önünde tanık sıfatıyla dinlenen bir kimse olması gerekir. Tanığın vatandaş veya yabancı olması mümkündür. Ancak tanıklık sıfatı yetkili merci tarafından görevlendirilmekle başlamaktadır. Bu halde yalan tanıklık suçunu yalnızca tanık sıfatı bulunan kimseler işleyebilir. Diğer taraftan, hukuk uyuşmazlığının tarafları olan davacı ve davalılar bu suçun faili olamazlar. Hukuk davasının taraflarının yalnızca yalan yere yemin suçunu (m.275) işlemeleri söz konusudur. Hukuk yargılamasında dava konusu üzerinde hak iddiasıyla asli müdahil olarak katılanların (HMK m. 65-69) da taraf gibi görülmesi nedeniyle ve bir taraf yanında davaya katılıp taraf yararına bazı usul işlemlerini yapma yetkisi tanınan fer’i müdahilin de tanık olarak dinlenmemesi gerektiği ve bu suçun faili olamayacakları belirtilmektedir. Ceza uyuşmazlıklarında şüpheli veya sanıkların tanık olması olanaklı değildir. Gizli tanıklar da yalan tanıklık suçunun faili olabilirler.
- Mağdur: Suçun mağduru toplumu oluşturan herkes ve yalan tanıklık nedeniyle hakları ihlal edilmesi tehlikesi doğan davacı, davalı, şüpheli veya sanıktır. İlgili vaka hakkında aleyhine tanıklık yapılan suç mağduru ise yalan tanıklık suçundan zarar gören durumundadır. Bir başka deyişle mağdur, ceza normu tarafından korunan ve suç tarafından ihlal edilen yani suçun hukuki konusunu oluşturan hukuki çıkarların sahibidir. Bu suçun mağduru ise, tüm toplumdur. Suçun mağduru belli kimselerden ve sayıdan oluşmayan topluluktur, suçun mağduru bu suçu özel suçlardan ayırır. Fail, bazı kimseleri belli kişilere karşı kanunlara uymamaya tahrik eder ise, bu suçun işlenmesine azmettirmeden sorumlu tutulur. Bu suçun mağdurunun halk, yani belli olmayan sayıdaki insan topluluğu olmasının sonucu olarak da, bu suç bir somut tehlike suçu olarak düzenlenmiştir, anılan suçun oluşumu için halkın kanunlara uymamaya tahrik edilmesi yeterlidir, ayrıca halkın kanunlara uymamış olmasına gerek bulunmamaktadır.
- Suçun Hukuki Konusu: Suçun konusunun tanık ve tanıklıktır. Suç hukukta başvurulan beyan delili niteliğindeki tanıklık kurumu üzerinden işlenmektedir. Tanıklığı yalan, gerçeğe aykırı icra edilmesi de hareket unsuru olarak düzenlenmiştir. Gerçeğe aykırılık mutlak anlamda bir aykırılık olarak anlaşılmayıp, tanığın ifadesinin maddi olaya ilişkin kendi bilgisiyle uyuşmamasını, bilgisiyle çelişmesini ifade etmektedir. Başka bir anlatımla, Tanığın gerçeğe aykırı her beyanı yalan tanıklık suçunu oluşturmayacaktır. Bu nedenle tanığın doğru sandığı açıklamaların objektif olarak gerçek dışı olması bu suçun oluşması için yeterli değildir. Tanığın bilinçli olarak gerçekten ayrılması gerekmektedir. Tanık, bir olaya, duruma veya vakaya duyu organlarıyla vakıf olması nedeniyle bilgi ve görgüsünü aktarması amacıyla yetkili makamlar tarafından çağrılan ve dinlenen kişidir. Tanık olaya dair bilgisini görerek, işiterek, koklayarak, dokunarak öğrenmiş olabilir. Tanık anlatımı hukuken bir delil olarak kabul edilmektedir. Tanık ise delil kaynağıdır. Tanıklık yapmak kişilere kanunlarla getirilen ve kabulü gereken bir ödev olarak yüklenmektedir.(CMK m. 44; HMK m. 245).
- Manevi Unsur: Manevi unsuru denildiği zaman suçun kasten mi taksirle mi işlendiği hususundan bahsedilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Taksir ise, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Yalan tanıklık bakımından manevi unsur kasttır. Suç doğrudan veya olası kast ile işlenebilir. Manevi unsurun varlığı için saik veya amaç aranmamıştır. Genel kasıt yeterlidir. Yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı tanıklık yaptığı bilinç ve iradesi ile hareket eden failin eyleminde, suçun manevi unsurunun gerçekleştiği kabul edilmelidir. Failin unutması, Anlatımında yanılması gibi nedenlerle gerçeğe aykırı anlatımlarda bulunması durumunda manevi unsurun gerçekleşmediği kabul edilmelidir. Yargıtay bir kararında, ifadesine ilişkin tutanağın beyanlarını yansıtmadığını ve tutanağın kendisine okunmaması nedeni ile ifadesine açıklık getirip düzeltme olanağı bulunmadığına yönelik savunmanın araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Yalan Tanıklık Suçunun Cezası Nedir?
Yalan tanıklık suçu; sekiz fıkra halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 272. Maddesinde düzenlenmiştir. Yalan tanıklık suçunun cezası, Türk Ceza Kanunu’nun 272. Maddesinde tüm fıkralar bir arada değerlendirildiğinde dört aydan otuz yıla kadar hapis cezasıdır.
| Yalan Tanıklık Suçu Cezası | Kanuni Dayanağı |
|---|---|
| TCK 272. Madde Basit Halin Cezası | Dört aydan bir yıla kadar hapis cezası |
| Yalan Tanıklık Suçunun Nitelikli Halinin Cezası | Nitelikli hali bulunmamaktadır. |
| Yalan Tanıklık Suçunda Ağırlaştırıcı Haller | Bir yıldan otuz yıla kadar hapis cezası |
- Yalan Tanıklık Suçunun Temel Halinin Cezası: Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
- Mahkeme Huzurunda Yalan Tanıklık: iki yerde yapılan yalan tanıklık; cezayı artıran nitelikli hal içerisinde görülmüştür. Bunlardan birincisi mahkeme önündeki yalan tanıklıktır. Bir mahkeme huzurundaki yalan tanıklık kapsamına girmektedir. Kural olarak mahkemenin yemin teklif etme yetkisi bulunmaktadır. Fakat mahkemeler bakımından yemin yetkisi aranmamıştır. Mahkemenin yemin teklif edip etmemesinin de bir önemi bulunmamakta, tanıklığın mahkeme huzurunda olması, bu fıkranın uygulanması için yeterli görülmektedir.
- Yemin Ettirerek Tanık Dinlemeye Kanunen Yetkili Kişi veya Kurul Önünde Yalan Tanıklık: Yalan tanıklık mahkeme huzurunda olmasa bile, yemin ettirerek tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçekleşmişse suçun nitelikli hali oluşmuş sayılır. Yemin vermeye yetkili kişi veya kurul önünde yalan tanıklık dolayısıyla yemin verilmiş olması aranmalı tanığın yeminsiz dinlenmesi durumunda suçun oluşacağı kabul edilmelidir.
- Üç Yıldan Fazla Hapsi Gerektiren Bir Suçun Soruşturulması veya Kovuşturulması Kapsamında Yalan Tanıklık: Üç yıldan fazla hapsi gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturma evresindeki yalan tanıklığı kapsamaktadır. Yalan tanıklığın bir suç soruşturması veya kovuşturması sırasında gerçekleşmesi zorunludur. Üç yıl biçimindeki hapis sınırı, tanıklığın yapılmasına neden olan suça ilişkin maddedeki üst sınıra göre belirlenmelidir. Hapis cezasının tayininde, suçun nitelikli halleri gözetilmelidir.
- Mağdur Hakkında Gözaltı veya Tutuklama Dışında Bir Koruma Tedbiri Uygulanması: Yalan tanıklığın yapıldığı suça ilişkin soruşturmanın yüklenen fiili işlemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile veyahut kovuşturmanın beraat kararıyla sonuçlanması koşuluyla, mağdur hakkında gözaltına alma veya tutuklama dışında diğer bir koruma tedbirinin uygulanması halinde ceza yarı oranında artırılarak bir karar verilir.
- Aleyhinde Tanıklıkta Bulunulan Kişinin Gözaltına Alınması veya Tutuklanması: Yalan tanıklığın yapıldığı soruşturma veya kovuşturmanın şüpheli veya sanığın gözaltına alınması veya tutuklanması halinde, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi koşuluyla, yalan tanıklık yapan kişi 272. Maddede ayrıca, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçuna ilişkin hükümlere göre de dolaylı fail olarak sorumlu tutulur. Yalan tanıklığı nedeniyle bir kişinin gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına yol açan kişinin, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan dolaylı fail olarak sorumlu tutulabilmesi için, gözaltı veya tutuklama işlemleri ile yalan tanıklık fiili arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Dolaylı faillikten söz edilebilmesi için, suç tipi bakımından zorunlu olan hareketler üzerinde dolaylı failin belirli bir hâkimiyetinin bulunması zorunludur. Dolaylı fail (m.37/2), suç tipi için gereken hareketi icra eden aracı kişiyi yanıltarak (109. madde yönünden buradaki yanılgı, görevin icrasına ilişkin hukuka uygunluk nedeni bakımındandır) hürriyetten yoksun kılma sonucuna neden olmaktadır. Hürriyetten yoksun kılma suçunun manevi öğesi bakımından genel kast yeterli olduğundan, yalan tanıklık yapan dolaylı failin, bu sonucu amaç edinmesi gerekli değildir Yalan tanıklık ile gözaltı veya tutuklama işlemleri arasında illiyet bağı bulunmalı ise de, bu işlemlerin tek dayanağının yalan tanıklık olması zorunlu bulunmamaktadır. Gözaltına alma veya tutuklama kararlarının dayanakları arasında yalan tanıklığın da bulunması halinde, illiyet bağının var olduğu kabul edilir.
- Aleyhine Tanıklıkta Bulunulan Kişinin Hapis Cezasına Mahkûm Edilmesi: Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin hapis cezasına mahkûm edilmesi durumunda fail hakkında yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezası verilir. 272/6, maddenin uygulanabilmesi için, aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin mahkûmiyet kararı ile yalan tanıklık fiili arasında illiyet bağı bulunmalıdır.” Failin yalan tanıklığının, mahkûmiyet kararının dayanakları arasında bulunması halinde, yalan tanıklık ile mahkûmiyet kararı arasında illiyet bağı- nin bulunduğu düşünülmelidir. İlliyet bağının var olması yeterli olup, failin mahkûmiyeti istemesi veya amaç edinmesi gerekli değildir.
- Aleyhine Tanıklıkta Bulunulan Kişinin Mahkum Olduğu Hapis Cezasının İnfazına Başlanılması: Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin mahkûm edildiği hapis cezasının infazına başlanılması halinde, 6. fıkra uyarınca verilecek olan ceza, 7. fıkra gereği yarı oranında artırılır. İnfaza başlanılması bu fıkranın uygulanması için yeterlidir. İnfaza aynı gün başlanmış ve bir saat sonra son verilmiş olması halinde de 7. fıkra uygulanır. Ayrıca, 6. fıkrada olduğu gibi 7. fıkranın uygulanabilmesi için de, yalan tanıklık ile mahkûmiyet kararı arasında illiyet ilişkisinin varlığı aranmalıdır.
- Aleyhine Tanıklıkta Bulunulan Kişi Hakkında Hapis Cezası Dışında Adli veya İdari Bir Yaptırım Uygulanması: Aleyhine yalan tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanması halinde, fail hakkında üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. Hapis cezası dışındaki adli yaptırım, adli para cezasıdır. Hukuk mahkemeleri bakımından ise, ihtiyati tedbir kararı, velayet veya vesayetin kaldırılması ya da mal varlığının dondurulması kararları da adli yaptırım olarak belirtilmektedir. İdari yaptırımlar, disiplin yaptırımları veya diğer idari yaptırımlardır. İdari yaptırımların önemli bir kısmı Kabahatler Kanunu kapsamındadır. Adli veya idari yaptırıma karar verilmesinin, 8. fıkranın uygulanması için yeterli olduğu görüşü bulunmakla birlikte, kanımızca fıkrada “adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa” denilmesi nedeniyle, kararın verilmesi veya kesinleşmesi değil, uygulanılmasına başlanılması aranılmalıdır.

Yalan Tanıklık Suçu Örnekleri
- Bir trafik kazası davasında, sanık A suçsuz olduğunu göstermek isteyen arkadaşı M, mahkemede tanık olarak ifade verirken, kazanın olduğu saatte A yanında olduğunu söyler. Ancak gerçekte Ahmet o sırada olay yerindedir ve kazayı yapmıştır. M, arkadaşını korumak amacıyla gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş, yani yalan tanıklık suçu işlemiştir.
- Bir hırsızlık davasında sanık A komşusu Z, mahkemede tanık olarak dinlenir. Z, sanığın olay günü evde olduğunu, dışarı çıkmadığını söyler. Oysa Z, A o gün çalınan evin çevresinde görmüştür. Z, A’ya yardım etmek amacıyla bilerek gerçeğe aykırı tanıklık yapmıştır ve bu durum Türk Ceza Kanunu’na göre yalan tanıklık suçunu oluşturur.
Yalan Tanıklık Suçunun Özel Görünüşleri
- Teşebbüs: Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. Sırf hareket suçu niteliğinde olan yalan tanıklık suçunda teşebbüsün gerçekleşmesi için, hareketlerin bölünebilmesi gerekir. Yalan tanıklık suçu, tanığın anlatımının sona ermesi anında tamamlanır. Tanığın ifadesini tamamlamasından önce, sözlerini açıklayabileceği ya da o ana kadar söylemediği gerçeği biraz sonra söyleyebileceği için, ifadesini tam olarak sona erdirmeden önce eylemin tamamlanmadığı kabul edilmelidir. İfadesi herhangi bir nedenle yarım kalan tanığın, tanıklık görevi sona ermediği için, o ana kadar yaptığı açıklamaların suçu oluşturduğu veya teşebbüs aşamasında kaldığı söylenemez. Böyle bir durumda tanığa, anlatımını tamamlama olanağı tanınmalı ve sonucuna göre ifadesinin tamamı gözetilerek yalan tanıklığın bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu nedenle de yalan tanıklıkta teşebbüsün gerçekleşme olanağı bulunmamaktadır.
- İştirak: İştirak, bir suç işleme kararının icrası kapsamında birden fazla kişi tarafından fikir ve eylem birliği içinde birlikte suç işlenmesini ifade eder. Yalan tanıklık suçu failin tek başına işleyebildiği bir suç tipidir. Bu nedenle yalan tanıklıkta müşterek faillik gerçekleşemez. Buna karşın, bir kişinin yalan tanıklığa azmettirilmesi söz konusu olabilir. Azmettiren veya yardım edenin cezalandırılması, yalan tanıklığın gerçekleşmesine bağlıdır. Bu durumda, yalan tanıklığa azmettirme veya yardım etme suretiyle suça iştirak edenlerin cezalandırılabilmesi için, yalan tanıklık fiilinin işlenmiş olması da zorunludur. Çünkü yalan tanıklık fili tamamlanmamışsa, teşebbüs olanaklı bulunmadığından, iştirak de gerçekleşmeyecektir.
- İçtimaı: Türk Ceza Hukukunda failin birden çok suç işlemesi halinde bazı durumlarda tüm suçlar tek suç çatısı altında toplanır ve ona göre ceza verilir. Buna suçların içtimaı denir. TCK 42, 43, 44 maddelerinde düzenlenmiştir. Yalan tanıklık suçunda fiilin tekliğini, failin beyan sayısı değil, tanıklığa konu vakanın ayrılığı belirlemektedir. Bu bakımdan, aynı vakaya ilişkin bir soruşturma veya davada farklı makamlar önündeki tanıklıklar veya aynı makam önündeki farklı tarihlerdeki tanıklıklar hukuki anlamda tek fiil oluşturur ve tek suç teşkil eder. Bu nedenle failin, aynı davanın birden fazla oturumunda aynı olayla ilgili olarak yalan beyanını tekrardan ibaret davranışları, suçun tek sayılmasını önlemez. Örneğin ilk oturumdaki anlatımı nedeniyle diğer anıklarla yüzleştirildiği sonraki oturumda aynı anlatımını tekrar eden tanığın ikinci anlatımı yeni bir suç oluşturmamaktadır. Ayrıca aynı dava veya soruşturmaya konu ek vaka hakkındaki yalan tanıklığın da ister ilk çağrıldığında, ister ikinci kez çağrılarak dinlenmiş olsun, tek suç oluşturacağı düşünülmelidir. Yargıtay kararlarında aynı vakaya ilişkin olarak aynı uyuşmazlık sürecindeki farklı beyanların tek suç oluşturacağı kabul edilmektedir.
Adli Para Cezasın Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
- Adli Para Cezasına Çevirme: Adli para cezası, gerçekleştirilen suça karşılık hapis cezasıyla birlikte ya da tek başına uygulanabilen bir yaptırım çeşididir. Dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi suçu bazı şartlar altında adli para cezasına çevrilebilir.
- Erteleme: Cezanın ertelenmesi, ceza mahkemesi tarafından belirlenen cezanın cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesidir. Diğer bir tanımla cezanın ertelenmesi, yargılama sonucunda verilen hapis cezasının belirli şartlarla infaz edilmesidir. Dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi suçunda verilen hapis cezası hakkında erteleme hükümleri uygulanabilir.
- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Karar Verilmesi: HAGB sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılması davanın düşmesine neden olan bir ceza muhakemesi kurumudur. Dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
Soruşturma ve Kovuşturma Evresi
Yalan tanıklık (Şahitlik) suçu takibi şikâyete bağlı suçlardan değildir, re’sen takibi gerekir. Mağdurun, yalan tanıklıkta bulunan kişi hakkında bir şikâyeti bulunmasa bile cumhuriyet savcısı tarafından resen soruşturulan bir suçtur. Yalan tanıklık Suçu Türk Ceza Kanunun Adliyeye Karşı Suçlar Başlığı altında düzenlenmiştir. Soruşturma aşamasında savcı, yeterli delilin var olduğuna kanaat getirirse iddianame düzenleyecektir. Aksi halde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verecektir. Halk arasında bu karara takipsizlik kararı da denmektedir. Savcının iddianame düzenleyebilmesi için, suçun işlendiği yönünde yeterli şüphe söz konusu olmalıdır. Böyle bir şüphe şartının şart koşulmasının nedeni, yargının iş yükünün gereksiz davalarla artırılmaması ve insanların gereksiz yere yargılanmamasıdır.
Kovuşturma aşamasında; suç üzerine soruşturma aşaması tamamlanmıştır. Artık bir ceza mahkemesinde dava açılmış demektir. Kovuşturma aşamasında; yargılama makamı, savcılık makamı ve savunma makamının iş birliği söz konusudur. Savcının düzenlediği iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesi ile kovuşturma aşamasına geçilmiştir. Kovuşturmanın içinde farklı evrelerden bahsedilebilir; duruşma hazırlığı, duruşma, hüküm ve kanun yolu bu evrelerdendir. Soruşturmanın tamamlanması sonrasında hakaret suçuna ilişkin kovuşturma aşaması gerçekleştirilecek ve kovuşturma aşamasının sonunda faile verilecek sonuç ceza belirlenecektir.
Yalan Tanıklık Suçunda Gözaltı ve Tutukluluk
Gözaltı kararı savcının kararı ile şüphelinin polis ya da jandarma tarafından özgürlüğünün geçici bir süreliğine sınırlanmasını sağlayan karardır. Gözaltına alma kararı için hâkim kararı aranmamaktadır. Gözaltı kişinin özgürlüğünün sınırlandığı anda başlamaktadır. Dolayısıyla aslında şüphelinin yakalandığı anda gözaltı süresi başlamaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91. maddesinde gözaltına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. İlgili maddeye göre gözaltı süresi yakalama anından itibaren 24 saati geçemez. Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünde zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan bu düzenlemeye göre dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi suçunda Cumhuriyet Savcısı’nın vereceği kararla şüpheli gözaltına alınabilecektir.
Tutuklama kararı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda en ağır koruma tedbiri olarak düzenlenmiştir. Tutuklama kararı da gözaltı kararı gibi geçici bir koruma tedbiridir. CMK’nın 100. maddesinde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, soruşturma ya da kovuşturma evresinde şüpheli ve sanık için tutuklama kararı verilebilir. Ancak verilecek olan tutuklama kararı verilmesi beklenen ceza ve işin önemi ile ölçülü olmalıdır. Ceza yargılamasında asıl olan sanık ya da şüphelinin tutuksuz bir biçimde soruşturma ya da kovuşturmasına devam edilmesidir. Dolayısıyla tutuklama hali her zaman istisnai bir nitelikte olan koruma tedbiridir. Sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez. İzah edilenler doğrultusunda, TCK m. 272’de düzenlenen yalan tanıklık suçuna ilişkin ceza miktarı dikkate alındığında, tutuklama koruma tedbirinin uygulanabilmesi mümkün değildir.
İfade, Savunma ve Yargılama Süreci
İfade, kişi hakkında yapılan suç duyurusu ve şikayet nedeniyle olay hakkındaki bilgi ve savunmasının alınması için yapılan bir usuldür. Nitekim yalan şahitlik suçu şikayete tabi bir suç olmadığından resen soruşturma başlatılabilir. Savcılık tarafından şüpheli şahısların doğrudan ifadeye çağırılması mümkündür. Eğer şüpheli şahıs ifadeye gitmiyorsa bu durumda hakkında yakalama kararı çıkarılacaktır. İfade kolluk görevlileri tarafından alınabileceği gibi bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından da alınabilir. Buna benzer şekilde sorgu ise şüpheli ya da sanığın hakim ya da mahkeme huzurunda kovuşturma evresinde suç hakkında dinlenmesidir.
Savunma hakkı ise şüpheli ya da sanığın en önemli haklarından biri olup irade özgürlüklerini ifade etmektedir. Çünkü kişi üzerine isnat edilen suç hakkında kendisini savunabilmelidir. Bu nedenle kişiye ayrıntılı olarak üzerine isnat edilen suç anlatılır. Ayrıca kendisini savunabilmesi için belirli bir süre de kişiye verilmektedir. Şüpheli şahıs kendisini bizzat savunabileceği gibi bir avukatın yardımından da yararlanabilir. Avukat Esra Polat Tekin Hukuk ve Danışmanlık olarak bu noktada destek vermekteyiz.

Şikayet Süresi, Zamanaşımı, Etkin Pişmanlık ve Görevli Mahkeme
- Şikayet Süresi: TCK m.272’de düzenlenen Yalan Tanıklık suçunun, takibi şikayete bağlı değildir, re’sen kovuşturulur. Adli görevle ilgili olarak bir dilekçeyi kabul etmeme söz konusu olursa, fail hakkında soruşturma genel hükümlere göre yürütülecek, kamu görevlisi idari görevi sırasında bu suçu işlerse, hakkında soruşturma 4483 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılacaktır.
- Zamanaşımı: Zamanaşımı sürelerinin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur, seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır. Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar. Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar. 5237 Sayılı TCK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi hâlinde dava zamanaşımı uygulanmaz. Dava zamanaşımını kesen veya durduran sebepler 5237 sayılı TCK’nın 67. maddesinde belirtilmiştir. Yalan Tanıklık suçunda olağan dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.
- Uzlaşma: Kanun, şüpheli veya sanık ile suçtan zarar gören veya mağdurun uzlaşmaları hâlinde, kamu davası açılmamışsa kovuşturmaya yer olmadığı kararı verileceğini ya da kamu davasının açılmasının erteleneceğini, dava açılmış ise düşmesine veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verileceğini öngörmüştür. Kamu davasının mecburiliği, tasarruf edilmezlik gibi ceza muhakemesinin temel ilkelerine istisna teşkil eden uzlaşma kurumuna kanunda yer verilmesinin başlıca sebebi, adli yargının yükünü hafifletmektir. Ayrıca uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması durumunda da uzlaşma hükümleri uygulanmaz. Bu yasak hükmünün uygulanabilmesi için, uzlaşma kapsamına giren suç ile girmeyen suçun failinin aynı kişi olması yetmez; birlikte işlenmiş olma şartının oluşması açısından zaman ve/veya yer birlikteliğinin bulunması, böylece soruşturma veya kovuşturma konusu suçlar nedeniyle oluşan cezai uyuşmazlıklar arasında geniş bağlantı olması aranmalıdır. Yalan Tanıklık suçunun takibi şikâyete bağlı olmadığından, uzlaşma kapsamında değildir. Çünkü ortada mahkemeye yani adliyeye karşı işlenmiş bir suç bulunmaktadır.
- Etkin Pişmanlık: Türk Ceza Kanunun 274. maddesinde yalan tanıklık suçunda etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmiştir. Yalan tanıklık suçunda etkin pişmanlık, cezanın kaldırılmasını veya azaltılmasını gerektiren şahsi sebep niteliğindedir. Etkin pişmanlığın kabulü için aleyhine yalan tanıklık yapılan hakkındaki uyuşmazlık üzerinde illi bir sonuca yol açması aranmamıştır. Etkin pişmanlığın kabul edilmesi durumunda CMK’nın 223/4.maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. 274. Maddenin ilk fıkrasında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması bakımından hâkime takdir yetkisi tanınmamıştır. Sadece maddenin 2. ve 3. fıkralarında etkin pişmanlığın gerçekleşmesi durumunda indirim yapılıp yapılmayacağı yönünde hâkime takdir yetkisi tanınmıştır.
TCK – 274:
- Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlanacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.
- Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlanacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.
- Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir.
- Görevli Mahkeme: Yalan tanıklık suçunun temel ve nitelikli şekilleri tümüyle şikâyete tabi bulunmayıp, re’sen soruşturulur ve kovuşturulur. Görevli mahkemenin tayininde fiile ve kişiye ilişkin ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenler gözetilmeyecek, fakat fiilin temel ve nitelikli halleri esas alınacaktır. Yalan tanıklık suçu, asliye ceza mahkemesinin görevi içerisindedir. Yalan tanıklık suçunda, basit hali hakkında CMK’nın 251. maddesi uyarınca basit yargılama usulü uygulanabilir. Altıncı fıkra uygulanırsa, mağdura ilişkin mahkûmiyet kararının niteliğine göre görevli mahkeme belirlenmelidir. Yargıtay aleyhine tanıklık yapılan kişinin suçun mağduru olduğu ve kamu davasına katılma hakkının bulunduğunu kabul etmektedir.
Yalan Tanıklık (Şahitlik) Suçu Hakkında Mahkeme Kararları
Yargıtay 20.Ceza Dairesi 28.2.2018 T., 2018/188 E., 2018/1181 K.
Sanığın (C. Başsavcılığındaki) ihbar üzerine başlatılan soruşturmada belirtilen yerde suça konu kenevir bitkilerinin ele geçirildiği ancak ele geçen kenevir bitkilerinin sanık A. Ö. tarafından ekildiğine ilişkin kuşku sınırlarını aşan mahkûmiyetine yeterli ve kesin delil bulunmadığından, sanık A. hakkındaki mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verildiği anlaşılmakla, sanığım üzerine atılı yalan tanıklık suçunun yasal unsurları oluşmadığından sanığım yerinde olmayan gerekçe ile mahkûmiyetine karar verilmesi kanuna aykırıdır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 04.10.2017 T., 2017/6592 E., 2017/10827K.
Sanığın hazırlık soruşturması ve duruşmadaki ikrarı ile oluş ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın E.. Asliye Hukuk Mahkemesinde tanık sıfatıyla alınan beyanında, SG ve MK arasında senet düzenlendiğini, M.K ‘un koyunları aldığını görmemesine rağmen, diğer sanık S.G ‘in yönlendirmesiyle gördüğü yönünde beyanda bulunduğunu kabul etmesi karşısında, yalan tanıklık suçundan mahkumiyeti yerine, yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı biçimde beraat kararı verilmesi.
Yargıtay 16.Ceza Dairesi 29.12.2016 T., 2198 E., 2016/7601 K.
Sanığın, katılan ile başka dosya sanığı Hüseyin arasında geçen olaya şahitlik etmemesine rağmen, şahitmiş gibi yağma suçuna konu senedin Hüseyin H. ‘tan borç olarak aldığı paraya karşılık katılan tarafından imzalanarak verildiğini söylemek suretiyle yalan tanıklık suçunu işlediği anlaşılan sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatına karar verilmesi, kanuna aykırıdır.
Yargıtay 16.Ceza Dairesi 15.12.2016 T., 6305 E., 7140 K.
Oluş ve dosya kapsamına göre; soruşturma aşamasında yeminli tanık olarak dinlenmeyip müşteki olarak ifadesi alınan sanık hakkında unsurları oluşmayan yalan tanıklık suçundan ve alkollü içki içtikleri tespit edilen sanıklar hakkında tutanak tutan görevli polis memuruna “sen insan değil misin” şeklindeki, hakaret kastı taşımayan sitemvari sözleri sarf eden sanığın eyleminin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle de unsurları oluşmayan hakaret suçundan beraatına karar verilmesi gerekir.
Yargıtay 16.Ceza Dairesi 16.6.2016 T., 2015/6291 E., 2016/4075 K.
Sanıkların 12.03.2012 tarihli kolluk beyanlarında yalan tanıklık yaptıkları iddia ve kabul edilmiş ise de, CMK’nın 43. maddesinin 5. fıkrası hükmü karşısında tanık dinleme yetkisi bulunmayan kolluk tarafından düzenlenen bilgi alma tutanağındaki beyan nedeniyle yalan tanıklık suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı gözetilmeden, sanıkların beraatları yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi kanuna aykırıdır.
Yargıtay 16.Ceza Dairesi 8.10.2015T., 2015/3170 E., 2015/4222 K.
Tüketici hakem heyetinin yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak ya da yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip bulunan kişi veya kurullardan olmaması nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 276/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturmayacağı.
Yalan Tanıklık (Şahitlik) Suçu Şikayet Dilekçesi
………. Cumhuriyet Başsavcılığı’na
Şikayetçi:
Vekili: Av. Esra Polat Tekin
Şüpheli:
Suç: TCK M. 272 (Yalan Tanıklık) Ve Tahkikat Sırasında Ortaya Çıkabilecek Suçlar.
Suç Tarihi:
Açıklamalar:
- Müvekkil şikayetçiler………….Asliye Ceza Mahkemesinin ….Soruşturma sayılı dosyası ile kasten yaralama suçundan dava açılmıştır. Şüpheli………, ………Asliye Ceza Mahkemesinin ……….. günü duruşmasında davalı tarafın tanığı olarak dinletilmiştir. Şüpheliye, mahkemece yalan tanıklığın suç olduğu yönünde bildirim yapılmasına ve yeminli dinlenmesine rağmen, şüpheli maddi gerçeklere aykırı şekilde beyanda bulunmuştur. Şüpheli cezai sorumluluğunu bilmesine ve yeminine rağmen yalan tanıklık suçunu işlemiştir.
- Tanık …… tarihli celsedeki yeminli beyanında; “…………………….” şeklinde bilerek ve isteyerek doğruları yansıtmayan beyanlarda bulunmuştur. … Şüpheli, ceza dosyasında davalı tarafın talimatları doğrultusunda adaleti yanıltıcı beyanlarda bulunmuştur.
- Türk Ceza Kanunu’nun 272/2 maddesinde; “…Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” Denmektedir.
Şüphelinin TCK’nın 272/2 maddesinde yazılı suçu işlediği sabit olduğundan Savcılığınıza başvuru gereği ortaya çıkmıştır.
Hukuki Nedenler: …
Hukuki Deliller: …
Sonuç ve İstem: Yukarıda açıklanan sebeplerle, şüpheli … hakkında gerekli tahkikat ve inceleme yapılarak TCK’nın 272/2 uyarınca cezalandırılması için hakkında kamu davası açılmasını Saygılarımızla arz ve talep ederiz. 17.08.2025
Ek: ……
Şikayetçiler Vekili
Av. Umur YILDIRIM