Sit Alanı Davaları
Sit alanı; üzerinde yapılaşmaya izin verilmeyen devlet tarafından kamu yararı gereği 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda yer alan düzenleme ile koruma altına alınan alanlardır. Dört farklı türde sit alanı mevcuttur. Bunlar; doğal sit, arkeolojik sit, kentsel sit, tarihi sit ve kentsel arkeolojik sit alanıdır. Bununla birlikte sit alanlarının dereceleri mevcuttur. Arkeolojik sit alanlarında birinci ve ikinci derece sit alanlarında yapılaşmaya izin verilmemekteyken üçüncü derece sit alanlarında kısmi olarak da olsa yapılaşmaya izin verilmektedir. Doğal sit alanlarında ise ikinci ve üçüncü derecedeki sit alanlarına birtakım koşulların varlığı halinde yapılaşma izni verilebilmektedir.
Tapuda yer alan sit alanı şerhleri bazı durumlarda haksız ve hukuka aykırı olabilmektedir. Belediye sınırları içerisinde sit alanı belirlemeye yetkili kişiler tarafından bazen imar planlarında sit alanlarının dereceleri yanlış belirlenmekte veya hiç sit alanı olmayan yerler sit alanı gibi gözükmektedir. İşte bu ve benzeri durumlarda idari yargıda sit alanı düzenlemesine ilişkin olarak iptal davası açılması gerekecektir. İdari yargıda alınacak bilirkişi raporları ile alanın yapılaşmaya uygun bir alan olup olmadığı, sit alanı değerinin bulunup bulunmadığı değerlendirilecek ve karara varılacaktır. Avukat Esra Polat Tekin Hukuk ve Danışmanlık olarak bu makalemizde sit alanları ve iptal davalarından bahsedeceğiz.
Sit Alanı Nedir?
Sit alanı 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda yer alan düzenleme gereği; bir alanın kamu yararı gereği olarak korunması gereken alandır. Korunması gerekliliği genellikle arkeolojik açıdan önem arz eden alanlar olmasıdır. Doğal sit, arkeolojik sit, kentsel sit, tarihi sit ve kentsel arkeolojik sit olmak üzere dört farklı sit alanı mevcuttur.
- Doğal Sit: Jeolojik çağlar ile tarih öncesi ve tarihi dönemlere ait olup, nadir bulunan, özellikleri ve güzellikleriyle dikkat çeken ve korunması gereken alanlar, yer üstünde, yer altında ya da su altında bulunan özel bölgeler doğal sit alanı olarak yer almaktadır.
- Arkeolojik Sit: Genellikle ülkemizde Bizans ve benzeri ve milattan önceki eski uygarlıkların kalıntılarını barındıran veya barındırdığı düşünülen alanlardır.
- Kentsel Sit: Bir şehrin tarihi, kültürel veya estetik değer taşıyan, bir şehre veya yerleşim alanları olarak nitelendirilebilir. Özellikle İstanbul ilinde oldukça fazla rastlanılmaktadır.
- Tarihi Sit: İnsanlık tarihi ile milletimizin tarihinin anlaşılmasında önem arz eden bu nedenle korunması gereken alanlar olarak açıklanabilir.
5879 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu tanımlar başlıklı 3.maddesinde ‘’sit’’ alanı kavramı tanımlanmış olup, bu tanım uyarınca;
“Sit”; Tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.’’
Bu yazımızda birçok yerel Belediye sınırları içerisinde arkeoloji ile ilgili kurum ve kuruluşların haksız yere koydurmuş olduğu sit şerhlerinin nasıl kaldırılacağı ve derecesinin değiştirileceği hususları detaylıca irdelenecektir. Eğer sit şerhi bulunan yere kaçak yapı yapmak durumunda kaldıysanız haliyle bir ceza yargılaması geçirmek durumunda kalırsınız. Ayrıca genelde İl Özel İdareleri ya da Belediyeler idari para cezası da kesmektedir.

SİT Alanı İlanının Hukuki Sonuçları ve Mülkiyet Hakkına Etkileri
SİT alanı ilanı, taşınmazın kamu yararı amacıyla korunmasını hedefleyen bir idari işlemdir. Bu ilan; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, ilgili yönetmelikler ve koruma bölge kurulu kararları doğrultusunda yapılır. SİT alanı ilanı neticesinde:
- Taşınmaz malikinin mülkiyet hakkı ortadan kalkmaz. Fakat kanunla öngörülen kısıtlamalara tabi olur.
- Taşınmaz üzerinde inşaî veya fiziki müdahaleler (inşaat, kazı, yapı tadilatı vb.) koruma kurullarının iznine tabidir.
- Malik, taşınmazından önceki gibi serbestçe faydalanamayabileceğinden, kullanım ve tasarruf yetkisi bir ölçüde sınırlandırılmış olur.
- Kamulaştırma zorunluluğu kural olarak bulunmaz ancak, kesin inşaat yasağı (örneğin 1. derece arkeolojik SİT ilanı) getirilmesi hâlinde kamulaştırma yerine takas (Hazine taşınmazlarıyla değiştirme) gibi haklar gündeme gelir.
Sit Alanı Dereceleri ve Yapılaşma İmkanları
Doğal sit alanı dereceleri;
- Derece doğal sit alanı: birinci derece sit alanlarında hiçbir şekilde yapılaşmaya izin verilmemektedir. Bu alanların yapısının bozulması durumunda ağır idari yaptırımlarla karşılaşılması mümkündür.
- Derece doğal sit alanları: ikinci derece doğal sit alanlarında kamu yararının mevcut olması durumunda birtakım yapılaşmalara izin verilebilmektedir. B yapılaşmalar genellikle turistik hizmetlere ilişkin yapılaşmalardır.
- Derece doğal sit alanları: üçüncü derece sit alanlarında yörenin durumuna göre yerleşmeye izin verilebilmektedir. Ancak verilen izinler pek tabi sit alanında bulunan yörenin doğal yapısı ile doğru orantılıdır.
Arkeolojik sit alanı dereceleri;
- Derece arkeolojik sit alanı: birinci derece arkeolojik sit alanları olduğu gibi korunması gereken alanlar olup bu alanlarda hiçbir şekilde yapılaşmaya izin verilmemektedir.
- Derece arkeolojik sit alanı: ikinci derece sit alanlarında 1birinci derece kadar olmasa da yoğun bir şekilde arkeolojik buluntu içeren ancak dokusal bozulmalar yaşamış alanlardır. Bu alanlarda da herhangi bir yapılaşmaya izin verilmemektedir.
- Derece arkeolojik sit alanı: birinci ve ikinci derece kadar yoğun arkeolojik buluntu içermeyen yerlerdir. Bu alanlarda yapılaşmaya izin verilebilmektedir.
Sit Alanı Şerhinin Kaldırılması Davası
Yukarıda bahsedildiği üzere tarihi önem arz eden ve arkeolojik kalıntı içeren alanlarda sit alanı şerhi düşürülebilmektedir. Bu şerh ile sit alanı derecesinin 1. Ve 2. Derece olması durumunda yapılaşmada bulunulamaması sebebi ile kişiler mağdur olmaktadır. Genellikle belediye tarafından imar düzenlemesinde bulunan personellerin dikkatsizleri ile hukuka aykırı şekilde vatandaşlar mağdur edilebilmektedir. Bu nedenlerle vatandaşlar sit alanı şerhinin kaldırılmasını talep etmektedirler.
Sit alanı şerhinin kaldırılması davası açılabilmesi için öncelikle idareye başvuruda bulunularak imar planının yeniden düzenlenmesi istenmelidir. İdare tarafından başvuruya karşı olumsuz yanıt verilmesi veya hiç yanıt verilmemesi durumunda ise konu idari yargıya taşınabilecektir. İdare mahkemesi tarafından yapılacak araştırma ve alınacak bilirkişi raporları neticesinde sit alanı şerhi kaldırılabilir veya derecesi düşürülerek yapılaşmaya uygun bir alan haline getirilebilecektir.
Sit Alanı İçerisinde Kalan Taşınmazlar İçin Dava
Sit alanı şerhine ilişkin dava açılabileceği gibi sit alanı içerisinde kalan taşınmazlara ilişkin olarak da dava yoluna gidilebilmektedir. Taşınmaz sahibi tarafından hukuka aykırı sit alanı kararı sebebiyle taşınmaz mülkiyeti hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle idare mahkemesine başvuruda bulunularak idari işlemin iptali kararı verilmesi talep edilebilmektedir. Burada önemli olan hak ihlalinin somut bir şekilde ortaya konulabilmesi gerekliliğidir.
Burada idare mahkemesinde açılacak davada yürütmeyi durdurma kararı alınarak idare tarafından taşınmaza yönelik hukuka aykırı bir eylem gerçekleştirilmesinin önüne geçilebilmektedir. Yürütmeyi durdurma kararı verilmesi ile birlikte dava sonuçlanıncaya kadar taşınmaz hakkında idare tarafından herhangi bir işlem yapılamayacaktır. Dava sonucunda da sit alanı düzenlemesinin hukuka aykırı olarak yapıldığı kanaatine varılması durumunda hukuka aykırı idari işlemler ortadan kalkacaktır.

Sit Alanı Danıştay Kararları
Danıştay 6. Dairesi E: 1998/614 K: 1999/1743 T: 24/03/1999
İdare Mahkemesinin … günlü, 1997/896 sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olduğu öne sürülerek bozulması istenilmektedir. Dava, … Mevkiinde bulunan … pafta, … parsel sayılı taşınmaz üzerine inşa edilen yapıya yapı kullanma izin belgesi verilmesi istemiyle davacı tarafından yapılan müracaatın reddedilmesine ilişkin … günlü, … sayılı … Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen raporun dosyada bulunan bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilmesinden, uyuşmazlık konusu yapının belediyece verilen inşaat ruhsatı ve eki projeye göre yapılıp tamamlandığının ve belediyece koruma kurulundan izin alınmasının istenilmediğinin anlaşıldığı, 3194 sayılı İmar Kanununun 30. maddesi uyarınca inşaat ruhsatını veren belediye veya valilikten yapı kullanma izin belgesi alınabileceğinden dava konusu işlemde yetki yönünden imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı gerekçesi ile dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş; bu karar davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali yolundaki temyize konu … İdare Mahkemesinin … günlü, 1997/896 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinin 1.fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbiri bulunmadığından bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının ONANMASINA, karar verildi.
Danıştay 6. Dairesi E: 1997/2233 K: 1998/1152
Dava, … parsel sayılı taşınmazın eski eser olarak tescili ile koruma grubunun III. grup olarak belirlenmesine ilişkin 21.3.1991 günlü. 2982 sayılı … III. Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Kararının, yapının teklif restitüsyon projesini uygun bulan koruma kurulu kararı ile buna istinaden … Büyükşehir Belediye Başkanlığı … İmar Müdürlüğünce onaylanan 9.8.1993 günlü projesinin ve 3.11.1993 günlü, 1993/3-008 sayılı ruhsat ve eklerinin iptali istemiyle komşu 77 parsel sayılı taşınmazın maliki tarafından açılmış; idare mahkemesince, mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucuna düzenlenen raporun, dosyada bulunan bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilmesinden, uyuşmazlık konusu parselde tarihi bir yapıya ait iz ve kalıntıların bulunduğunun yapılaşma öncesi fotoğraflardan anlaşıldığı, parselin eski eser olarak tescil edilmesine kanıt oluşturan bu izlerin yapılan uygulama ile ortadan kaldırıldığı, restütisyonun tapu kadastro bölge müdürlüğü harita arşivinde bulunan 1319/380 sayılı muamele dosyasından alınan 1903 tarihli ferağ ve intikal ruhsat tezkeresindeki ölçekli krokiye dayandırıldığı, ancak ölçekli krokinin sadece bir yapının varlığını kanıtlayabileceği, yapının gabarisi, cephe düzeni ve kütlesi hakkında bilgi içermediği, bu nedenle III .grup eski eser tesciline ilişkin kararın parselde yapılması düşünülen fiziki müdahale türüne göre alınmış bir karar olduğu, fotoğrafik belgelerin de ihyası düşünülen tarihi yapı için bilimsel anlamda kabul edilebilir veriler sunmadığı, yapının mimari özellikleri, kütle biçimi ve gabarisi hakkında yeterli bilgi vermediği bu nedenle eldeki verilerin restitüsyon projesinin oluşturulması için yeterli olmadığı, gerçekleştirilen inşaatın onaylı projesine de aykırı inşa edildiği anlaşıldığından, dava konusu işlemlerde mevzuata uyarlık görülmediği grekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idareler ve müdahil tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda restitüsyon projesine dayanak olarak alınan 1903 tarihli ferağ ve intikal ruhsat teskeresindeki ölçekli krokinin sadece bir yapının varlığını kanıtladığı yapının gabarisi, cephe düzeni ve kütlesi hakkında yeterli bilgi içermediği, eldeki verilerin restitüsyon projesinin oluşturulması için yeterli olmadığı belirtilmektedir.
Kararın düzeltilmesi aşamasında dosyaya sunulan fotoğraf, belgeler ve ansiklopedi kaynaklı verilerin incelenmesinden uyuşmazlık konusu taşınmaz üzerinde eki eser niteliği taşıyan bir yapı olduğu görülmekte ise de, sunulan belgelerin uyuşmazlık konusu yapıya ait olup olmadığı, belgelerin daha önce yaptırılan inceleme sonucu bilirkişilerin projenin oluşturulması için yeterli bilgi ve belge bulunmadığı kanısını doğrul ayıp doğrulamadığı, belirtilen verilerin restitüsyon projesi için gerekli niteliklerin belirleneceği bilgileri sunup sunmadığı konularının Boğaziçi Öngörünüm ve Sahil Şeridi Uygulama İmar Planındaki evvelce mevcut olup da herhangi bir şekilde ortadan kalkmış ve imar planında belirlenmemiş olan eski eserlere ait uygulamalarda Kültür Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararının esas alınacağı plan notu v konuyla ilgili ilke kararları çerçevesinde incelenmesi, bu inceleme sonucu eski eserin hangi gurup eski eser olarak belirlenmesi gerektiği, 3 gurup eski eser olarak tescilinin doğru olup olmadığının saptanması, tüm bu saptamalar ve edinilecek bulgular ışığında da taşınmaz üzerindeki yapının durumunun değerlendirilmesi amacıyla yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda, bir sanat tarihçisinin de katılımıyla üniversitelerin ilgili bölümlerinden seçilecek 3 bilirkişiden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulu ile yukarıda belirtilen hususların değerlendirilmesi amacıyla yaptırılacak keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre yeniden karar verilmesi gerektiğinden mahkeme kararında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle İstanbul 5.İdare Mahkemesinin 30.11.1995 günlü, E:1994/19. K:1995/447 sayılı kararının bozulmasına dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 25.3.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/9750 E., 2020/12596 K.
Dava konusu ilke kararının 1. maddesinde; ekolojik temelli bilimsel araştırma raporu sonucunda, bu maddede sayılan kriterlerden en az birini bünyesinde bulunduran doğal sit alanlarında HES yapımına izin verilmeyeceği, 2. maddesinde; ekolojik temelli bilimsel Araştırma raporu neticesinde birinci maddede belirlenen özellikleri bünyesinde barındırmayan alanlarda, bu maddede belirtilen şartların yerine getirilmesi halinde doğal sit alanlarında HES taleplerine değerlendirilme sonucu izin verilebileceği, 3. maddesinde; mevcut doğal sit alanlarında yeniden değerlendirme yapılıncaya kadar; 1. maddede belirtilen özellikleri bünyesinde barındırmayan 1., 2., ve 3. derece doğal sit alanlarında 2. maddede belirtilen şartlar doğrultusunda HES projelerine izin verilebileceği, 4. maddesinde; Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte tanımlanan kategorilere göre; a) Kesin Korunacak Hassas Alanlarda HES projelerine izin verilmeyeceği, b) Nitelikli Doğal Koruma Alanlarında 1. maddedeki özelliklerden en az birini barındırması halinde izin verilmeyeceği, bu özellikleri taşımayan alanlarda ise 2. maddedeki şartların yerine getirilmesi halinde izin verilebileceği, c) Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarında 2. maddedeki şartların yerine getirilmesi halinde izin verilebileceği, 5. maddesinde; Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarında ekolojik temelli bilimsel araştırma raporunun konusu ile ilgili uzmanların bulunmaması durumunda, biyolojik çeşitlilik konusunda uzman biyologların ve/veya jeologlardan komisyonca görüş alınması gerektiği, 6. maddesinde ise; Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonundan izin verilen alanlarda yapılacak HES projelerinin, alanın topoğrafik yapısı ve peyzaj değerleri dikkate alınarak projelendirilmesi ve bu projeye ilişkin ilgili Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonundan uygunluk kararı alınması gerektiği, düzenlenmiştir.
Yukarıda içeriğine yer verilen 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun 8. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, Doğal Sit Alanlarında yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulabileceği anlaşılmaktadır. Ancak, anılan hükmün koşulsuz olarak tüm doğal sit alanlarında yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceği anlamına gelmeyeceği de açıktır.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 05.07.2012 günlü, E:2011/27, K:2012/101 sayılı kararında; “İptali istenilen kural; milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceğini öngörmektedir.
Kuralda yer alan milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri ile doğal sit alanları; Çevre Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Orman Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve Kara Avcılığı Kanunu’nda getirilen hükümlerle özel olarak korunan alanlardır. Bu alanlarda yapılaşmaya gidilebilmesi, öncelikle söz konusu Kanunlarda böyle bir yapılaşmaya olanak tanınmasına ve bu doğrultuda yetkili makamlarca izin verilmiş olmasına bağlıdır.
İptali istenilen kural, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulabilmesi bakımından yukarıda anılan Kanunlarda öngörülen düzenlemelerin uygulanma zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bir başka deyişle, 6094 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri ile doğal sit alanlarında ilgili mevzuat uyarınca kurulması mümkün olmayan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir elektrik üretim tesisinin, 6094 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle kurulabilmesi mümkün değildir.
Dava konusu kuralda, belirtilen alanların niteliğine göre ilgili Bakanlık veya koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla bu alanlarda yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceğinin belirtilmesi, yetkili makamların olumlu görüş ya da bu olumlu görüş üzerine tesis kurma izni verirken, çevre mevzuatı hükümlerinden bağımsız hareket edebilmelerine olanak tanımamaktadır. Bu bağlamda, iptali istenilen kuralda yer alan ‘izin verilir’ ibaresi, mevzuata ilişkin bir değerlendirme yapılmaksızın mutlak izin verme zorunluluğunu ifade etmemekte, yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucu mevzuata uygun talepler doğrultusunda izin verilebileceği anlamını taşımaktadır. ” belirlemelerine yer verildiği görülmektedir.
Dava konusu İlke Kararı incelendiğinde; doğal sitlerde sit derecelerine/kategorilerine göre belirli şartlara bağlanmak suretiyle HES projelerine izin verilebileceğine ilişkin soyut belirlemeler içeren genel bir düzenleme yapıldığı görülmektedir.
Ancak; doğal sit alanlarında hidroelektrik santral yapımı gibi, korunması gerekli doğal alana etki olasılığı yüksek olan bir tesise izin verilebilmesi için; her iznin; izin verilecek olan doğal sit özelinde ve kurulacak tesisin niteliği, büyüklüğü, kapasitesi, çevresel etkileri gibi kendine özgü özellikleri dikkate alınarak karara bağlanması, yukarıda metinlerine yer verilen uluslararası yükümlülükler ile doğal sitlerin korunması amacı çerçevesinde zorunluluk arzetmektedir.
Başka bir anlatımla; dava konusu İlke Kararında HES yapımına izin verilebilmesi bakımından gerekli olduğu kurala bağlanan koşulların, yalnızca alanın özelliklerine ilişkin olduğu, oysa, kurulacak tesisler bakımından yukarıda da belirtildiği üzere hem tesisin kapasitesinin hem de alanın özelliklerinin birlikte değerlendirilmesi sonucu doğal sitlerin korunması amacına ters düşmeyecek projeler bakımından izin verilmesi gerektiği tabiidir.
Ayrıca; bilimsel temele dayalı karar alma bütünlüğünü sağlamak amacıyla çıkarıldığı belirtilen dava konusu İlke Kararının, doğal sitleri düzenleyen ve dava konusu İlke Kararına göre üst norm olan Çevre Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Orman Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Kara Avcılığı Kanunu, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik ve Korunan Alanlarda Yapılacak Planlara Dair Yönetmelik gibi doğal sitler ve doğal sitlerle kesişen alanların korunması yönünde düzenlemeler içeren mevzuat hükümlerinin ihmal edilmesi sonucunu doğuracağı ve bu durumun uygulamada önüne geçilemez sonuçların oluşmasına sebebiyet vereceği açıktır.
Bu itibarla; doğal sit alanlarında HES projelerine izin verilebileceğine ilişkin soyut belirlemeler içeren genel bir düzenleme niteliğindeki dava konusu İlke Kararında konu ve maksat yönlerinden hukuka uyarlık görülmemiştir.