Suça Sürüklenen Çocuk “SSÇ”
Suça sürüklenen çocuk; kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu ifade eder. Çocuk kavramı hem ulusal mevzuat hem de uluslararası mevzuat bakımından düzenlenmiş bir kavramdır. Diğer bir ifadeyle suça sürüklenen çocuk, “Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk” olarak tanımlanmaktadır. Suça sürüklenen çocuk kavramının kısaltması; “SSÇ”dir. Bu kavram; 18 yaşını doldurmamış bireyleri ifade eder.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 1. maddesi; “reşit olma durumu istisna tutularak 18 yaşına kadar herkes çocuk sayılır” hükmünü amirdir. Ulusal mevzuat kapsamında ise 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 3. Maddesine göre; “Çocuk: Daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış kişiyi” ifade etmektedir. 5395 sayılı Kanunda bununla birlikte “Suça Sürüklenen Çocuk” kavramına da yer verilmiştir. İlgili kanunun 3. Madde hükmünce suça sürüklenen çocuk, kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu ifade etmektedir. “Çocuk suçluluğu” ve “Yetişkin suçluluğu” pek çok ülke açısından birbirinden ayrı tutulmuş kavramlardır. Bununla birlikte “Çocuk” kavramı tek bir anlamı da ifade etmemektedir.
Farklı ülkelerde birbirinden farklı yaş gruplarıyla çocuk kavramı ayrılmıştır. Örneğin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu; 12 yaşını doldurmamış çocukların işlediği fiillere herhangi bir cezai sorumluluk yüklenememesine karar vermiştir. Ancak 12 -15 yaş arasındaki çocukların icra ettikleri fiili idrak edip edemediklerine göre cezai yaptırım uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. 15-18 yaş arasındaki çocuklara ise cezai yaptırım uygulanmaktadır, fakat miktar bakımından yetişkinlerden daha az cezaya hükmedilmektedir. Görüldüğü üzere ülkemiz ceza kanunlarında çocuk suçluluğu ile yetişkin suçluluğu birbirinden bağımsız tutulmuş, yetişkin bireylere uygulanan cezai yaptırımların doğrudan çocuklara uygulanmasının önüne geçilmiştir. Ülkemizde, çocuklar ile yetişkinler arasındaki ayrım sadece cezai yaptırımlar bakımından değil; çocuk mahkemelerinin kurulması, korunmaya ihtiyacı olan çocuklar ve suça sürüklenen çocuklar açısından tedbirlerin düzenlenmesi gibi uygulamalarla da sağlanmaktadır.
Suça Sürüklenen Çocuk Nedir?
Çocuğun temel haklarını koruma altına alan “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”, çocuklar için eşitlik ve adalet kavramlarının sağlanmasını hedeflemektedir. Görülmektedir ki çocuklar toplumda özellikle korunmaya muhtaç olan ve haklarının güvence altına alınması gereken kesim arasındadır. 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, suç işleyen çocuklara karşı topluma kazandırma vurgusu yaparken; Pekin Kuralları ise eğitici ve önleyici tedbirlerin uygulanmasını temel almaktadır. “Suça Sürüklenen Çocuk” kavramının kökeni Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Pekin Kurallarına dayanmaktadır. Suça sürüklenen çocuk kavramı Türk Hukuk sistemine ise 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile girmiştir. Bu doğrultuda düzenlenen 2005 tarihli Çocuk Koruma Kanunu’nun yanı sıra 1987 yılında çocuk mahkemeleri kurulmuş ve suça sürüklenmiş, suç mağduru olan çocuklara hizmet vermeye başlamıştır.
Suça sürüklenen çocuk; kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma ya da kovuşturma başlatılan veya işlediği suç nedeniyle hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen çocuk olarak tanımlanmaktadır. Suça sürüklenen çocuk; bizzat suçu işleyen çocuk olabileceği gibi, bir suça iştirak eden/ettirilen veya cezai sorumsuzluğundan yaralanmak maksadıyla suç işlettirilen çocuk olabilir. 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda mevcut “Şüpheli” ve “Sanık” kavramları; çocuklar bakımından uygulanmamaktadır. 2005 tarihli Çocuk Koruma Kanunu’nun 3. Maddesinde düzenlenen çocuklar; yargılama sürecinde hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında “suça sürüklenen çocuk” olarak adlandırılırlar. Suça sürüklenen çocuk kavramının altındaki felsefe; çocukların suç işlemediği, suça itildiği anlayışıdır.

Çocuğun Suça Sürüklenmesine Neden Olan Etkenler Nelerdir?
Çocukların korunması, temel haklarının güvence altına alınmasını amaç edinen Çocuk Koruma Kanunu; “Suça Sürüklenen Çocuk” kavramını gündeme getirmiştir. Suç işleyen çocuk yoktur, suça sürüklenen çocuk vardır algısı; çocuk adalet sistemimizin temelini oluşturur. Bu felsefenin temel amacı çocuğun fail olarak suçlanmasının ve cezalandırılmasının önüne geçerek; korunması gereken bir kesim olduğunun kabulü ile topluma yeniden kazandırılması saikidir. Bu felsefe “çocuk” kavramı ile “yetişkin” kavramını adalet sistemi bakımından ayırarak yetişkinlerle aynı düzeyde sorumluluğun çocuklara yüklenmemesi gerektiği anlayışına sahiptir. Çocuk yetişkinden farklı olarak işlediği fiillerinin neticelerini öngörmekte zorlanabilir ve fiili işlemek noktasından pek çok faktörden daha kolay etkilenebilir.
Çocuğun işlediği fiillerde iradesin üzerinde pek çok faktörde de rol oynar. İşlediği fiiller çoğunlukla bireysel bir tercih olmaktan ziyade çevresel, ekonomik, ailesel ya da toplumsal riskler etkisi altında yapılmış davranışlardır. “Suça sürüklenme” ifadesi; tam olarak bu hususu temel alır. Bu bakış açısı çocuğu kriminalize etmekten ziyade içerisinde bulunduğu mevcut koşulların iyileştirmeyi hedefler. Yapılan araştırmalar doğrultusunda görülmektedir ki suç işleme riski yüksek olan çocuklar;
- Eğitimsiz çocuklar,
- Çalışmak zorunda olan çocuklar,
- İstismara maruz kalmış çocuklar,
- İhmal edilmiş çocuklar,
- Sokak çocukları,
- Doğal felaketlerden etkilenen çocuklar vb. şeklindedir.
Özellikle listelenen bu ve benzer durumdaki diğer çocukların suç işleme riski geriye kalan diğer çocuklardan çok daha fazladır. Burada görülmektedir ki; çocukların suça sürüklenmesinde doğdukları aileden bulundukları coğrafyaya kadar pek çok husus etkilidir. Yapılan araştırmalara göre; ebeveynlerinin her ikisini de kaybetmiş bir çocuk, tam bir aile yapısı içerisinde büyüyen bir diğer çocuğa göre suça daha çok eğilimlidir. Tüm bu hususlar göz önüne alındığında çocukları suça itebilecek toplumda mevcut tüm faktörlerin analiz edilerek tespit edilmesi ve bu faktörlerin iyileştirilmesi elzemdir.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2019 yılına ilişkin verileri; güvenlik birimine gelen ya da getirilen toplamda 511.247 tane çocuğun 168.250 tanesi suçu sürüklenme nedeniyle getirildiğini gün yüzüne çıkarmıştır. Bu sayı ciddi bir anlam ifade etmekte olup suça sürüklenen çocuklara isnat edilen suç türleri;
- Yaralama,
- Hırsızlık,
- Pasaport Kanunu’na muhalefet,
- Göçmen Kaçakçılığı,
- Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanma, satma veya satın alma suçlarıyla ilişkilendirilmiştir.
Bir çocuğun kanunda suç olarak tanımlanmış bir davranışta bulunması; çocuğun bakımını üstelenen kişilerin bu davranışın yanlış olduğunu çocuğa öğretmemelerinden kaynaklanabilir. Ya da çocuğun bu eyleme farklı kişiler tarafından itilmesi de bu davranışın icra edilmesinin sebeplerinden birisi olabilir. Dolayısıyla çocuğun üstün yararı ve çevresel faktörlerden daha kolay etkilenmesi göz önünde bulundurularak çocuk suçun faili değil; suça itilen kişi olarak değerlendirilmektedir.
Suça Sürüklenen Çocukların Cezai Sorumluluğu
5231 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6. Madde hükmünce; “çocuk; henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi” şeklinde tanımlanmıştır. Çocuk Koruma Kanunu’nun kazandırdığı “suça sürüklenen çocuk” kavramı ve felsefesi nedeniyle suç işlediği iddia edilen çocukların yargılanması, yetişkinlerin yargılamasından farklı şekilde yürütülür ve sonuçlandırılır. “Yaş Küçüklüğü”, Türk Ceza Kanunu’nun 31. Maddesinde; kusur yeteneğini ortadan kaldıran veya azaltan bir neden olarak gösterilmiştir. Bu nedenle çocuklara ilişkin yürütülen cezai yargılamalar; yetişkinlerden farklı olarak çocuk ceza mahkemelerinde görülmektedir. Çocuk ceza mahkemesi, önüne gelen somut olaylarda öncelikle suça sürüklenen çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme ve davranışlarını bu yönde yönlendirme yetisi olup olmadığını tespit etmelidir.
Çocukların ceza ehliyeti üç sınıfa ayrılmaktadır:
- 12 yaşından küçük olan çocuklar: Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocukların cezai sorumluluğu bulunmamaktadır. On iki yaşından küçük çocuklar hakkında ceza kovuşturması yapılamaz. Bu çocuklara ancak çocuklara özgü güvenlik tedbiri uygulanabilir. Bu kapsamdaki çocuklar için herhangi bir rapor alınması gerekmez. Bu hususun istisnası; kimliğinde belirtilen yaşı büyük olan ama gerçek yaşı on ikiden küçük olan çocuktur. Bu ve benzeri istisnai durumlarda Adli Tıp Kurumu tarafından çocuğun asıl yaşının tespit edilmesi gerekmektedir.
- 12-15 yaş gurubundaki çocuklar: Bu yaş grubundaki çocuklar hakkında değerlendirme yapılırken üç temel kriter esas alınmaktadır. Bunlar; çocuğun işlediği fiilin anlam ve niteliğini anlayabilme düzeyi, fiilin hukuki sonuçlarını anlayabilme yeteneği ve davranışlarını bu yönde yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediğidir. Çocuğun bu kriterleri ne derece taşıyıp taşımadığı bilinmeden ceza tayin edilmesi mümkün değildir. Bu değerlendirme alanında uzman bir kişi tarafından yapılmalıdır. Görevlendirilen uzman, çocuğu inceleyerek hakkında bir sosyal inceleme raporu hazırlar. Bu rapor çocuğun cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığının ve bu doğrultuda çocuğa ceza verilmesine yer olup olmadığının belirlenmesi noktasında mahkeme tarafından göz önünde bulundurulur.
5231 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesinde yaş küçüklüğü halinde yetişkinlerden farklı olarak suça sürüklenen çocuklara uygulanması gereken ceza oranı belirtilmiştir. Bu yaş grubundaki çocuklar hakkında ceza tayini yapılırken normalde ağırlaştırılmış müebbet gerektiren fiiller için on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası verilir. Müebbet cezasını gerektiren hallerde ise dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. Geriye kalan süreli diğer hapis cezalarında ise ½ oranında indirim yapılır. Bu halde işlenen her fiil açısından verilecek hapis cezası kural olarak yedi yıldan fazla olamaz.
- 15-18 yaş grubundaki çocuklar: Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş ancak on sekiz yaşını doldurmamış olan çocuklar hakkında ceza tayin edilir. Ancak yetişkin suçlulardan farklı olarak cezada indirim uygulanır. Örneğin çocuğa ağırlaştırılmış müebbet cezasını gerektiren fiilleri on sekiz yıldan yirmi dört yıla kadar, müebbet hapis cezası gerektiren fiilleri için ise on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. Geriye kalan diğer süreli hapis cezalarına ise 1/3 oranında indirim yapılır. Ayrıca her fiil için verilecek ceza 12 yıldan fazla olamaz.
Suça sürüklenen çocuğa adli para cezasına hükmedilmesi halinde ise yaş grubu fark etmeksizin tüm yaş grubundaki çocuklara hükmedilen bir yıl veya daha az hapis cezalarının adli para cezasına çevrilmesi mecburidir ve bu adli para cezası ödenmediği takdire hapis cezasına da çevrilemez. Ayrıca on beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında hükmedilen cezanın üst sınırı beş yılı aşmıyorsa bu durumda çocuk hakkında tutuklama kararı verilmesi de mümkün değildir. İlgili husus Çocuk Koruma Kanunu’nun 21. Madde hükmünce de koruma altına alınmıştır. 5231 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun düzenlenen ilgili maddeleri ve izah ettiğimiz söz konusu hususlar göstermektedir ki ulusal mevzuatımızda “çocuk suçluluğu” ve “yetişkin suçluluğu” arasında keskin bir sınır çizilmiştir. Bu keskin ayrımın altında; çocuğun psikososyal gelişim süreci, topluma yeniden kazandırılması ve ceza adalet sisteminde çocuğun üstün yararının göz önünde bulundurulması etkili olmuştur.
Çocuklara yönelik yürütülen yargı süreçlerinde gözetilen temel amaç cezalandırma mantığı değil, çocuğun topluma yeniden kazandırılmasıdır. Bu nedenle mevzuat kapsamında güvence altına alınan çocuklara özgü tedbirler hem soruşturma hem de kovuşturma aşamalarında titizlikle uygulanmalıdır. Dolayısıyla yürütülen yargılama süreci çocuğun psikolojik ve ruhsal bütünlüğünü zedelememeli, çocuğun üstün yararını göz önünde bulundurmalıdır. Suça sürüklenen çocukların, suç işleyen yetişkinlerden farklı olarak çocuk ceza mahkemelerinde yargılanmasının en temel nedeni de budur. Zira bu düzenlemeler de suça sürüklenen çocukların yargı sisteminde özel bir alanının mevcut olduğunu göstermektedir.
Uluslararası Uygulamalarda Suça Sürüklenen Çocuk Kavramı
Uluslararası hukuk bakımından suça sürüklenen çocuk kavramı ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Uluslararası mevzuatlar ve tavsiye niteliğindeki kararlar doğrultusunda tarihsel süreçte pek çok ülke çocuk adalet sistemlerinde; çocuğun üstün yararını ve topluma yeniden kazandırılmasını esas almıştır. Fransa, İtalya, Hollanda, İngiltere, İspanya ve Türkiye gibi pek çok ülke suça sürüklenen çocukları fail olarak benimsememiş, ıslah edilmelerini esas almıştır. “Çocuk yargılaması” ve “Yetişkin yargılaması” arasında süreç içerisinde sınır belirlenmiş ve çocuklara özgü yargılama yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yaklaşımla benimsenen en temel amaç gün geçtikçe suça sürüklenen çocukların sayısını azaltmaktır.
- Fransa: Fransa’da 1907 yılında ilk genç mahkemeleri kurulmuştur. Bu mahkemeler sadece suç işleyen çocukları konu edinmezler. Aynı zamanda bu çocukların bakımı, eğitimi vb. hususlarla ilgili tüm kararları vermekle yetkilendirilen tek mahkeme Fransız Genç Mahkemeleridir. Gerektiğinde velayet, vesayet gibi kararlarda bu mahkemeler tarafından verilmektedir. Fransız hukuku bakımından; Türkiye’de çocuğa ceza tayini noktasında uygulanan 12 yaş sınırı, 13 yaş şeklinde belirlenmiştir. Çocuğun 13 yaşını doldurmasıyla birlikte, kişilik özellikleri ve gelişim durumu cezai sorumluluğunu gerekli kılıyorsa; çocuk hakkında ceza yaptırımı uygulanması mümkün görülmektedir.
Fransız ceza hukukuna göre 13 yaşını doldurmamış olan çocukların cezai sorumlulukları bulunmamaktadır. 13 yaşını tamamlamış ancak 17 yaşını tamamlamamış çocuklar için ise eğitici tedbirler öngörülmüştür. Fransa’da 13-17 yaş grubundaki çocuklar bakımından cezasızlık esas olmasa da bu yaş aralığındaki çocuklara ceza verilmesi de istisnai bir durumdur. Fransız Gençlik Mahkemesi, somut olayın özelliklerini ve çocuğun yaşını esas alarak ıslah evine yerleştirme, para cezası gibi tedbir niteliğindeki yaptırımları öngörebilir. Ancak istisnai hallerde, şartlar gerektiriyorsa hapis cezasına hükmedilmesi de mümkündür.
- İtalya: İtalya da kamu davasının açılması zaruridir. Bu nedenle çocuk adalet sistemi için kamu davası açılmaksızın yargılamaya son verebilmek saikiyle özel düzenlemeler mevcuttur. İtalyan mevzuatı gereğince çocuk fail hakkında deliller toplanmalı ve çocuğun kişilik özelliklerinin analiz edilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda fail çocuğun ailesine teslim edilerek çocuğun belirli bir süre ailesinin denetimi altında kalması şeklinde bir düzenlemede öngörülmüştür. Çocuğun ailesine teslim edilmesine ilişkin karar hakim tarafından verilecek bir karardır.
Bu uygulamanın gündeme gelmesi ve hakimin bu yönde bir karar vermesi özellikle fail ile mağdur arasındaki uzlaşma hallerinde mevcuttur. Çocuk ailesine teslim edildikten sonra geçirdiği denetim sürecinde hakimin belirlediği yükümlülükleri yerine getirdiği takdirde davası düşer. İtalyan hukukunda uzlaşma kavramının özellikle çocuk adalet sistemi için önemli bir yeri vardır. Hakim somut olayda her çocuğun kişilik özelliklerini özel olarak inceler. Çocuğun eğitimi ve gelişimi bakımından uzlaşma müessesinin daha yararlı olacağı kanaatine vardığı takdirde muhakemeye ara verilerek uzlaşma prosedürünü uygulayabilir.
- Hollanda: Hollanda hukuku; çocuk yargılamasına ilişkin her aşamada çocuğun yargılama dışı bırakılmasına yönelik pek çok uygulama barındırmaktadır. Nitekim suça sürüklenen bir çocuğun polis tarafından uyarılması ve topluma yeniden kazandırılmasına ilişkin uygulamalara yönlendirmesi, Hollanda hukuku açısından mümkündür. Polis gerekli gördüğünde suça sürüklenen çocuk hakkında resmi nitelikte bir rapor hazırlayarak savcılığa da bildirebilir. Savcılar da yine kendisine bildirilen suça sürüklenmiş çocuklar hakkında çoğunlukla rehabilite ve ıslah edici, alternatif çözüm yöntemleri uygular. Savcı belirlediği alternatif yöntemlerden çocuğu ve ailesini de haber ederek gerekli şartların yerine getirilmesi halinde davanın açılmasını erteleyebilir.
Ancak savcının bu yöntemlere başvurmaksızın doğrudan dava açma yetkisi de mevcuttur. Hollanda hukukunda çocuklar hakkında yürütülen davalarda genellikle topluma yararlı bir işte çalışma yükümlülüğü cezasına hükmedilir. Ancak bu cezanın yanı sıra çocuk hakkında para cezası, süresi en fazla iki yıl olan hapis cezası gibi cezalara da hükmedilmesi olağandır. Hakim çocuğun toplum için tehlike yarattığı düşüncesindeyse rehabilitasyon merkezine yatırılmasına da karar verebilir. Görüldüğü üzere Hollanda hukuk çocuğun yargı sürecinde karar alınırken hakim ve savcılara geniş bir takdir yetkisi tanımıştır.
- İspanya: İspanya’da 1920 yıllarında ilk genç mahkemesi kurulmuştur. Akabinde 1980’li yıllarda çocuk ve aile mahkemeleri bu mahkemelerden ayrılmıştır. 1992 yılında İspanya Hukukunda iki temel ilke benimsenmiştir. Bu ilkeler; çocuğun üstün yararı ve çocuklara ceza hukuku eliyle yapılacak müdahalenin en aza indirilmesi ilkesidir. Ayrıca çocuklar hakkında yapılan yargılamalarda hakim ve savcıların sosyal inceleme raporu düzenleterek kararlarında bu raporu dikkate almaları gerektiğini öngörmüştür. Tarihsel süreçte yapılan benzer düzenlemelerle İspanyol Hukuku; uluslararası çocuk mevzuatına uyumlu bir hal almıştır. İspanyol hukukunda ceza sorumluluğu 14 yaş itibariyle başlamaktadır.
- İngiltere: İngiliz hukuku çocuk adalet sistemince 10-13 yaş kategorisindeki çocukları davranışlarının hukuki sonuçlarını algılayabilme yetisinin olup olmadığı ölçülür. Davranışının hukuka aykırılığının bilincinde olan 10-13 yaş kategorisindeki çocukların cezai sorumluluğu bulunmaktadır. 14-17 yaş kategorisinde bulanan çocuklar için tam sorumluluk öngörülmüşken 18-20 yaş aralığına “genç yetişkin” statüsü verilmiştir. Çocuklar hakkında yapılan duruşmaların gizli yapılması esastır. İngiliz hukukunda “Gencin muhafaza altına alınması (youth custody)” adında bir rehabilitasyon yöntemi benimsenmiştir.
Bu yöntemde 15-20 yaş aralığındaki gençlerin toplumdan soyutlanmadan kontrollü bir şekilde eğitim alması sağlanır. Bu yöntemin uygulanması süresi minimum 6 ay maksimum 24 ay şeklindedir. Bu yöntemin temel saiki gençlerin hapis cezasının olumsuz yansımalarından korunmasını ve topluma uyum sağlayacak yeni beceriler kazanmasını sağlamaktır. “Care orders” tedbirinde ise çocuğun anne ve babasının velayet hakkı kaldırılarak idaresi yerel yönetimlere verilir. “Attwndance centers” yöntemiyle de yaşı 10 ve üzeri olan çocukların hafta sonları el işi merkezine gitmeleri mecburi tutulur. İngiliz hukukunda çocuklar için uygulanması esas alınan diğer yöntemler ise; 12-14 yaş aralığında ısrarla suç işleyen çocuklara uygulanan “Secure training orders” yöntemi ve 21 gün ve 4 ay aralığında sürebilen “detention center” tedbiridir.
- Almanya: Alman hukukunda neredeyse 1923 öncesine kadar ayrı bir “Genç Ceza Hukuku” bulunmamaktadır Gençlerin ceza sorumluluğuna bizdeki gibi 12 yaş sınırı çekilmiştir. 1923 sonrasında bu yaş sınırı 14 yaş şeklinde yenilenmiştir. Çocuk 14 yaşını doldurmuş olsa bile Alman Hukuku’na göre; çocuğun işlediği fiillerin hukuki sonuçlarını algılama yetisine sahip değilse ve davranışlarını da bu yönde yönlendiremiyorsa yine cezai sorumluluğu olmayacaktır. Çocuklara uygulanacak ceza sistemi eğitim üzerine temellendirilmiştir.
İlk Alman Genç Mahkemeleri Kanunu 1923 yılında hazırlanmıştır. Hazırlanan bu kanunla suça sürüklenen çocukların topluma yeniden kazandırılması esas alınmıştır. 1990 yılında çocuklar için herhangi bir tedavi merkezine yatışları sağlanmadan hâkim tarafından verilecek bir kararla “ayakta tedavi edilmeleri” seçeneği getirilmiştir. Suça sürüklenen çocuk hakkında yakalama, fiziki kimlik tespiti yapma gibi işlemlerin yasaklanması, ceza sorumluluğuna sahip olmayan çocuk hakkında soruşturma başlatılamaması, yeterli olgunluğa mevcut olmadığı sonradan anlaşılırsa soruşturmaya derhal son verilmesi gibi önemli düzenlemeler Alman Hukuku çocuk adalet sisteminde yer almaktadır. Ayrıca Alman Hukuku’nun suça sürüklenen çocuklar için pek çok rehabilite ve ıslah edici tedbirleri de bulunmaktadır.

Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Soruşturma Süreci
Soruşturma evresi, ceza yargılamasının bir suç işlendiği şüphesinin öğrenilmesiyle başlayan ve iddianamenin kabulü veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonlanan aşamasıdır. Soruşturma evresinin yürütülmesinde suça sürüklenen çocuklar ile yetişkin şüpheliler arasında usul bakımından farklılıklar bulunmaktadır. Öncelikle; suça sürüklenen çocuk ve avukatı arasında gerçekleştirilen görüşmelerin; üçüncü kişilerin duyamayacağı özel bir ortamda yapılması zorunludur.
Suça sürüklenen çocuğun gözaltına alınmış olması durumunda anne, baba veya vasisine bildirimde bulunulması gerekmekte olup bu kuralın tek istisnasını ailenin çocuğu istismar ettiği veya suça azmettirdiğine ilişkin şüphenin bulunduğu haller oluşturur. Çocuk Koruma Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca; çocuk kollukta bulunduğu süreç boyunca yanında sürekli şekilde bir yakının bulunması sağlanmalıdır. Hatta çocuğun ifadesi sırasında da anne, baba veya vasisi çocuğun yanında bulunabilmektedir. Ancak çocuğu suça azmettirdiğinden veya çocuğu istismar ettiğinden şüphelenilen kişiler bu kapsama dahil değildir.
Çocuğun ifadesi sırasında sosyal hizmet görevlisinin de hazır bulunması gerekmektedir. Ayrıca çocuğun ifadesi polis yerine Çocuk Koruma Kanunu’nun 15. Maddesi gereğince çocuk bürosunda görevli çocuk savcısı tarafından bizzat alınmalıdır. Suça sürüklenen çocuğun avukatı gerekli gördüğü takdirde ifadenin alınmasını durdurabilir ve çocukla baş başa, kimsenin duymayacağı bir ortamda görüşme yapabilir. Çocuğa ilişkin yürütülen işlemler mümkün olduğunca sivil kıyafetli görevliler tarafından yürütülür. Kural olarak suça sürüklenen çocuğun ifadesi kollukta alınmamalıdır; aksi halde müdafi huzurunda dahi alınsa bu ifade hükme esas teşkil edemez. Soruşturma aşamasında serbest bırakılmasına karar verilen çocuğun teslim edilebilecek bir yakını yoksa veya yakınlarının çocuğu suça azmettirdiği veya istismar ettiği şüphesi mevcutsa cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda ilgili kuruma yerleştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki; suça sürüklenen çocuk bir yetişkinle beraber suç işlemişse çocuğun soruşturma ve kovuşturma süreci yetişkinden bağımsız bir şekilde yürütülür.
Suça Sürüklenen Çocuklarda Gözaltı ve Tutukluluk
Çocuğun özgürlüğü temel bir hak niteliğindedir. Çocukların özgürlüklerinden uzun süre yoksun kalması, hem fiziksel hem de psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyeceğinden; çocuğun özgürlüğünün kısıtlanmasına ancak son çare olarak başvurulması gerekmektedir. Bu nedenle gözaltı, tutukluluk tedbirleri yetişkinlere kıyasen daha zor şartlara bağlanmıştır. Çocuk Koruma Kanunu kapsamında gözaltına alınan çocukların; yetişkinlerden ayrı tutulması ve imkân varsa çocuk birimlerinde muhafaza edilmesi gerekmektedir. Çocuğun üstün yararı ve onuru gereğince çocuğa hiçbir aşamada kelepçe, zincir vs . takılmaması esastır.
Suça sürüklenen çocuğun gözlatına alınması halinde mümkün olduğunca en kısa sürede cumhuriyet savcısı önüne çıkartılmalı ve gözaltı sürelerinin en kısa şekilde tutulması gerekmektedir. Çocuk Koruma Kanunu’nun 21. Maddesi uyarınca; üst sınırı beş yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlar açısından suça sürüklenen çocuklar hakkında tutuklama kararı verilemez ve yakalama kararı da çıkarılamaz. Bir çocuk hakkında tutuklama tedbirine başvurulmadan evvel mutlaka adli kontrol gibi daha hafif koruma tedbirlerine başvurulması zorunludur. Bu tedbirlerden sonuç alınmadığı takdirde en son çare olarak tutuklama tedbirine başvurulabilir. Tutuklama talep eden ve adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağını belirten cumhuriyet savcısının mutlaka bu iddiasına gerekçe göstermesi şartı aranmaktadır.
Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Kovuşturma Süreci
Ceza yargılamasında kovuşturma evresi; suça sürüklenen çocuk hakkında düzenlenen iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesiyle başlayan, soruşturma evresinden sonraki aşamadır. Pekin Kuralları gereğince suça sürüklenen çocuklar hakkında yürütülen kovuşturma aşamasının en kısa sürede sonuçlanmasını sağlamaktır. Bu husus çocuğun üstün yararı ilkesinin bir gereğidir. Yürütülen yargılama süreci suça sürüklenen çocuğun fiziksel gelişimini, psikolojik gelişimini ve eğitimini en minimum seviyede etkilemelidir. Kural olarak 18 yaşından küçük suça sürüklenen çocuklar yetişkinlerden farklı olarak çocuk mahkemeleri veya çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılanırlar.
Kovuşturma evresinin başlamasıyla birlikte aşamalarda gerçekleşecek duruşmalarda; Çocuk Koruma Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca;
- Çocuğun velisi/vasisi,
- Mahkeme tarafından görevlendirilen sosyal çalışma görevlisi,
- Çocuğun bakımını üstlenen aile,
- Çocuğun bakımı bir kurum tarafından üstlenilmişse ilgili kurumun temsilcisi duruşmada hazır olabilir.
Duruşmada hazır bulunan çocuk gerekli görüldüğünde salondan dışarı çıkarılabilir. Hatta sorgusu yapılmış olan çocuğun duruşmada hazır bulundurulmasına dahi gerek olmayabilir. Ancak temel prensip hakimin çocuğu tanıması ve çocuğun anlama algılama yetisi hususunda karar verebilmesi için çocuğun hakim önünde bulundurulmasıdır. Çocuk yargılamalarında yapılan sorgununda temel amacı da çocuğu tanımak ve anlamaktır.
Suça Sürüklenen Çocuk Avukatlığı ve Zorunlu Müdafilik
Müdafi; ceza soruşturma ve kovuşturma sürecinde şüphelinin ya da sanığın haklarını korumak ve savunmakla görevli avukattır. Kural olarak Türk yargı sisteminde avukat eşlinde yargılanmak zorunlu tutulmamıştır. Ancak bu hususun istisnası kanunun belirlediği bazı kimseler için zorunlu müdafiliğin esas tutulmasıdır. 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 150. Madde hükmü “Zorunlu Müdafilik” müessesesini düzenlemiştir. Buna göre soruşturma evresinde ifade alan merci ya da sorgu yapan sulh ceza hakiminin istemiyle; kovuşturma evresinde ise mahkemenin istemi ile şüpheli ya da sanığa müdafi görevlendirilmesi zorunludur.
Kanunun düzenlediği istisna kişiler arasında 18 yaşından küçük çocuklarda bulunmaktadır. Buna göre suça sürüklenen çocukların hem soruşturma hem de kovuşturma sürecinden bir avukat tarafından savunulmaları ve haklarının gözetilmesi zorunludur. Görevlendirilen avukat yargılama süreci boyunca çocuğu bilgilendirir ve suça sürüklenen çocuğa rehber olur. Çocuğun psikolojik durumu ve gelişim düzeyi göz önünde bulundurularak, adli işlemler mümkün olduğunca çocuğun zarar görmeyeceği şekilde yürütülür. Bu uygulamanın temel nedeni çocuğun üstün yararının gözetilmesidir.
Çocuk Mahkemeleri ve Çocuk Ağır Ceza Mahkemeleri
1979 yılında “Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” un kabulü ile birlikte çocukların yargılanma süreçlerine özel bir statü kazandırılmıştır. Söz konusu yasa 1 Haziran 1982 yılında yürürlüğe girmiş ve yasak kapsamında öngörülen çocuk mahkemeleri ülkemizde 1988 yılında kurulmuştur. Suça sürüklenen çocuklar, yetişkinlere göre farklı usuller ile yargılanmaktadırlar. 18 yaşından küçük olan çocuklar asliye ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlar için çocuk mahkemelerinde, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar için ise çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılanırlar. Temel kural bu olmakla birlikte bu kuralın bazı istisnaları da bulunmaktadır.
Şöyle ki;
- Bir ilde çocuk mahkemeleri bulunmuyorsa, çocuklarla ilgili davalar genel mahkemelerde görülür.
- Çocuğun yetişkinle birlikte suç işlemesi ve davaların birlikte görülmesi zorunluluğu halinde birleştirme kararı verilerek dava genel mahkemede görülür.
Çocuk mahkemeleri ve çocuk ağır ceza mahkemeleri arasındaki temel ayrımı da bu husus oluşturmaktadır. Çocuk mahkemesinde yargılamayı yapmakla görevli tek hakim bulunur ve Cumhuriyet savcısı da yer almaz. Çocuk ağır ceza mahkemelerinde ise heyet halinde yargılama yapılır ve savcı da mevcuttur.
Çocukların duruşmalarında gizlilik esas olup duruşmalar kapalı şekilde yapılır. Ayrıca çocuk hakkında verilen hükümde kapalı duruşmada açıklanır. Çocuğun üstün yararı gereğince gizliliği esas tutulur. Bu bakımdan çocuklar hakkında yürütülen duruşmalar kamuya ve basına açık değildir. Adliye binası içerisinde ve duruşmanın başlamasıyla birlikte duruşma salonunda ses ya da görüntü kaydı alınması kesinlikle yasaktır.
Kapalı şekilde gerçekleşen duruşmanın içeriğinin hiçbir şekilde yayımlanmaması gerekir. Aksi durum TCK madde 286 kapsamında suç olarak düzenlenmiştir. Bu husus hukukumuzda temel olan yargılamanın aleniliği ilkesinin de önemli bir istisnasını oluşturmaktadır. Duruşmaların kapalı şekilde gerçekleşmesinin en temel nedeni çocuğun toplumdaki yerini korumak ve toplum nezdinde damgalanmasının önüne geçmektir. Benzer şekilde çocuk hakkında düzenlenen sosyal inceleme raporunun da gizliliği esastır.